Bologna
– Verona;
16-19
Ocak 2014 tarihinde 3 günlük bir tur yaparak gündelik hayatın koşturmacasından
kaçmak için İtalya’nın Bologna ve Verona şehirlerini seçtik.
Sabiha
Gökçen Havaalanından Bologna’ya yaptığımız uçuş ile Bologna şehrine 14:30 gibi vardık
ve otelimize yerleştik. Bavullarımızı bırakıp, şehirin üzerini örten bulutlu
havada kendimizi dışarı attık. Kaldığımız otel merkezi bir yerde olduğu için
ilk günden fazla harita karıştırmadan sokaklarda gezdik. Gezdiğimiz sokaklarda
şehirin turistler için önerilen noktaları olan Camera di Comercio’yu (Ticaret
Odası) ve lüx alışveriş caddesi olan Via
Farina’yı gezdik. Bologna şehirinin İtalya ortalamasından daha zengin bir şehir
olduğunu biliyorduk ancak 400.000 kişilik bir şehirde bulunan markaları ve bu
markalara ait mağazaların büyüklüğünü görünce şaşırdık.

Belki
şehrin üniversite şehri olmasından, belki de soğuktan kaçtıkları için
bilemiyorum ama şehrin kütüphanesinin kalabalık olacağı, biz Türklerin aklına
gelmezdi ancak oturmaya yer bulamadık. Güzel tavan tasarımına sahip enerji dolu
bu kütüphane çok hoşumuza gitti.
Sala
Borsa……..
Sala
Borsa çıkışı, yine aynı meydanda bulunan Dünya’nın 5. Büyük katedrali olan San Stefano Katedrali’ne
girdik. Ancak hava karanlık olduğu için freskleri ve heykelleri pek
inceleyemedik ama zaten Roma’dan sonra kilise vb. Dini yapılara biraz doyduk.
Ancak yapının boyutları ve ferahlığı etkileyiciydi. Biz gezerken kilisenin
orgu, kilise görevlisi tarafından sakin sakin çalıyordu. Hoş bir anıydı.
Kilise
çıkışı Piazza Maggiore’nin diğer tarafında bulunan yiyecek-içecek alışverişinin
merkezi olan sokaklara
girdik. Bu sokaklarda manavlar, şarküteriler ve kasaplar yanyana bulunuyordu.
Özellikle şarküteriler ilgilisi için bir vaha, her çeşit salam, tütsülenmiş et,
zeytin ve peynir bu dükkanlarda mevcut.

Piazza
Maggiore ve etrafını turladıktan sonra şehrin üniversite alanına gittik.
(Quadrilatero) Şehrin genelindeki binalardan farklı görülmeyen binaların,
üniversite binası olduklarını çıkışlarında gördüğümüz öğrenciler sayesinde
anladık. Rastgele bir binanın içerisine girdik, İTÜ Taşkışla benzeri avlulu bir
binaydı. Binanın içerisinde Vittorio Emmanuelle, Dante ve Kopernik’in büstleri
bulunuyordu.
Binada
işimiz bitince eski günlerdeki gibi okul çıkışı birşeyler içelim diyerek La
Stanze adlı bara gittik. Bar Basilicadan dönüştürme olduğu için içerisi mimari
açıdan çok farklıydı. Bir-iki aperitif içip, yemeğe yönlendik.
Yemeği
Üniversite bölgesine yakın Anna-Maria isimli bir restoranda yedik. Diğer İtalya
gezilerimizde İtalyanlara özendiğimiz gibi antipasti-primi piatti-secondi
piatti sırasıyla yemek yerine aperatifleri içerken açık büfeden epey
atıştırdığımız için sadece ana yemek yiyebildik. Gerçi Bologna’nın genel
pahalılığını düşünürsek, burada geleneksel İtalyan akşam yemekleri İstanbulda
2-3 günlük yemeğe denk gelebilir.
Yemek
sonrası günü yorgunluğu ile kaybola kaybola otelimizi bulduk ve yattık.
Ertesi
sabah hergün öğlene kadar kurulan bit pazarını görmeye gittik. Bana gore
oldukça vasattı. Pazarın kurulduğu alan olan 8 Ağustos Meydanıydı (Piazza 8 Agusto) ancak biz pazardan meydanı
anlayamadık. Meydanın hemen kuzeyinde şehrin parklarından Parco della
Montaglano bulunuyor. Kış aylarında tahmin edilebileceği gibi kurumuş ağaçlı ve
soğuk bir görüntüye sahip.
Park
ve Bit pazarı gezisi sonrası şehrin altında bulunan kanalların göründüğü ve bu
görüntünü Venedik’e benzemesi nedeniyle Venedik Penceresi denilen kapağa
gittik. İnce düşünülmüş bir yer….
Venedik
penceresi sonrası yönümüzü kapalı sebze ve et pazarına çevirdik. Tezgahları
renkli ve güzel görünen bu pazarda da biraz bakındık ancak birşey almadık.
Kapalı
pazar sonrası dışarı çıktığımızda havanın soğuduğunu fark ettik ve başka bir
kapalı Alana gitmenin akıllıca olduğuna karar verdik. Belediye Binasına yani
Piazza Maggiore’ye doğru yola koyulduk.
Belediye
Binasının turistik bir yer olması ve serbestçe gezilmesi oldukça enteresan.
Salona giremesek de Belediye Meclisi toplantısının yapıldığı alanda gezmek,
bizim gibi kendini çok önemli zanneden insanların ülkesinde hayal edilmesi zor
bir olay. Belediye binasını genel olarak gezdikten sonra turistik olan Kırmızı
Salon (Sala Rossa) ve Farnese Salonlarını gezdik.
Belediye
Binası çıkışı Piazza Maggiore’nin bir diğer turistik atraksiyonu olan fısıltı
duvarına denk geldik. Denk geldik çünkü haritada bulması kolay değil. Uzun bir
sure çalıştık ancak duvarı çalıştıramadık J
Son gün gittiğimizde duvarın köşesine iyice yaklaşarak konuştuğumuzda oldukça
başarılı sonuçlar aldık. Bunu öğrenen kızlar fısıltı duvarında dedikodu bile
yaptılar.
3.
ve son tam günümüz olan Cumartesi sabah kahvaltısı sonrası Tren İstasyonu’na
doğru yağmur altında yürümeye başladık. Hedefimizde günübirlik Verona turu
vardı. Yaklaşı 1,5 saatlik yolculuk sonrası Verona Porta Nuova Tren
İstasyonu’na vardık.
Buradan
şehre kalkan otobüslere bindik. Saf ve temiz gençler olarak biletimizi almak
istedik ama İtalyan şoför İngilizce bilmiyorum dedi ve suratımıza bakmadı.
Otobüs içindeki bilet makinası da 1 bilet sonrası paramızı yutunca ve
otobüsteki kimise de yardımcı olmayınca özümüze döndük ve bir daha otobüs
parası vermedik.
Otobüsten
Verona’nın en meşhur yapısı olan Arena’nın önünde indik ve direkt içeri girdik.
Yağmur altında Arenada bir tur attık ve arena zeminine inerek atmosferi
soluduk. Etkileyici bir yapı özellikle akustiği. 20 basamak aşağıdaki
insanların konuşmaları net bir şekilde duyuluyordu.
Arena
çıkışı Guiseppe Mazzini Caddesinden, bir diğer adıyla Alışveriş Caddesinden
yürüyerek Elba Meydanı’na (Piazza Elbe) çıktık. Alışveriş Caddesi oldukça güzel
ve turistikti, özellikle Ruslar ve Amerikalılar sayıca çoktu. Piazza Elbe’de
bir tur attıktan sonra bir cafede birşeyler içip dinlendik. Gün boyunca yağmur
hiç durmadığı için epey ıslandık. Özellikle ayakkabılarımızın tipi değişti.
Kahve
sonrası aslında sahte olan Juliet’in evine gittik. Piazza Elbe’ye çok yakın.
Ciddi bir turist kalabalığı ve gürültüsü vardı. Gerçek olmadığını bildiğin bir
yeri inatla görmek ve gördüğünde birçok insanın da senin gibi geldiğini ve çok eğlendiğini görmek
depresif bir durum…
Juliet’in
evinden sonra yağmur altında Vecchio Kalesi ve köprüsünü görmeye gittik.
(Castelvecchio ve Ponte Scaligero) Kalede fazla gezinmeden bakındık, köprüden
yürüyerek karşıya geçtik. Köprü, romantik aydınlatma aplikleri ve kızıl taşları
ile güzeldi.
Köprüden
karşıya geçmişken antika pazarına ve San Zeno Basilica’sını görelim dedik. Yine
yağmur altında yürüyüş sonrası vardığımızda gözü tok İtalyan esnafının pazarı
çoktan kapattığını gördük, uzaktan Basilica’ya baktık ve Piazza Elbe’ye geri
döndük. Piazza Elbe’de de birşeyler yedik, bedava otobüse bindik ve Bologna’ya
geri döndük.
Verona
seyahatimizde yağmurun hiç durmamasından ve havanın erken kararmasından dolayı
Piedra Köprüsü ve Teatro Romano’yu göremedik. Turistik güzelbir şehir olan
Verona’yı belki tekrar görme fırsatımız olursa, daha rahat gezer güzel
binalarını inceler ve bu sefer göremediğimiz yerleri de görürüz. Verona kötü
anlamda biraz turistik ancak yazın günübirlik gezmek için çok renkli ve iç
açıcı bir şehir. Fırsatı olanların görmesi gerekir.
Bologna’ya
dönünce ufak tefek alışveriş işlerimizi son dakikada hallettik ve otele gittik.
Birşeyler yemek için çıktığımızda şehri tanıyamadık. Üniversite şehri olan
Bologna gerçek yüzünü bize Cumartesi akşamı gösterdi. Yolların bir kısmı
kapatılmıştı ve yayalar her yerde geziyorlardı. Sokaklar yağmura ve soğuğa
rağmen cıvıl cıvıl insan, genel olarak genç doluydu. Biz de klasik bir yemek
yemeyelim dedik ve bir şarküteride oturup salam-peynir-şarap menüsü yaptık.
Genel olarak tüm yediklerimiz güzeldi. Çıkışta mutlu ayrıldık.
Pazar
günü gerçek dünyaya dönmek için İstanbul Uçağına binmek, her tatilin en kötü
yanı ….

