5 Şubat 2015 Perşembe

Kış Vakti Bologna - Verona



Bologna – Verona;

16-19 Ocak 2014 tarihinde 3 günlük bir tur yaparak gündelik hayatın koşturmacasından kaçmak için İtalya’nın Bologna ve Verona şehirlerini seçtik.

Sabiha Gökçen Havaalanından Bologna’ya yaptığımız uçuş ile Bologna şehrine 14:30 gibi vardık ve otelimize yerleştik. Bavullarımızı bırakıp, şehirin üzerini örten bulutlu havada kendimizi dışarı attık. Kaldığımız otel merkezi bir yerde olduğu için ilk günden fazla harita karıştırmadan sokaklarda gezdik. Gezdiğimiz sokaklarda şehirin turistler için önerilen noktaları olan Camera di Comercio’yu (Ticaret Odası)  ve lüx alışveriş caddesi olan Via Farina’yı gezdik. Bologna şehirinin İtalya ortalamasından daha zengin bir şehir olduğunu biliyorduk ancak 400.000 kişilik bir şehirde bulunan markaları ve bu markalara ait mağazaların büyüklüğünü görünce şaşırdık.

Bu iki noktadan sonra yürüyüşümüzü şehrin meydanı olan Piazza Maggiore’ye yönlendirdik. Meydana vardığımızda güneşin batması nedeniyle meydanda biraz bakınıp, kendimizi şehrin kütüphanesi olan Sala Borsa’ya girdik.


Belki şehrin üniversite şehri olmasından, belki de soğuktan kaçtıkları için bilemiyorum ama şehrin kütüphanesinin kalabalık olacağı, biz Türklerin aklına gelmezdi ancak oturmaya yer bulamadık. Güzel tavan tasarımına sahip enerji dolu bu kütüphane çok hoşumuza gitti.

Sala Borsa……..

Sala Borsa çıkışı, yine aynı meydanda bulunan Dünya’nın 5. Büyük katedrali olan San Stefano Katedrali’ne girdik. Ancak hava karanlık olduğu için freskleri ve heykelleri pek inceleyemedik ama zaten Roma’dan sonra kilise vb. Dini yapılara biraz doyduk. Ancak yapının boyutları ve ferahlığı etkileyiciydi. Biz gezerken kilisenin orgu, kilise görevlisi tarafından sakin sakin çalıyordu. Hoş bir anıydı.

Kilise çıkışı Piazza Maggiore’nin diğer tarafında bulunan yiyecek-içecek alışverişinin merkezi olan sokaklara girdik. Bu sokaklarda manavlar, şarküteriler ve kasaplar yanyana bulunuyordu. Özellikle şarküteriler ilgilisi için bir vaha, her çeşit salam, tütsülenmiş et, zeytin ve peynir bu dükkanlarda mevcut.

Piazza Maggiore ve etrafını turladıktan sonra şehrin üniversite alanına gittik. (Quadrilatero) Şehrin genelindeki binalardan farklı görülmeyen binaların, üniversite binası olduklarını çıkışlarında gördüğümüz öğrenciler sayesinde anladık. Rastgele bir binanın içerisine girdik, İTÜ Taşkışla benzeri avlulu bir binaydı. Binanın içerisinde Vittorio Emmanuelle, Dante ve Kopernik’in büstleri bulunuyordu.

Binada işimiz bitince eski günlerdeki gibi okul çıkışı birşeyler içelim diyerek La Stanze adlı bara gittik. Bar Basilicadan dönüştürme olduğu için içerisi mimari açıdan çok farklıydı. Bir-iki aperitif içip, yemeğe yönlendik.

Yemeği Üniversite bölgesine yakın Anna-Maria isimli bir restoranda yedik. Diğer İtalya gezilerimizde İtalyanlara özendiğimiz gibi antipasti-primi piatti-secondi piatti sırasıyla yemek yerine aperatifleri içerken açık büfeden epey atıştırdığımız için sadece ana yemek yiyebildik. Gerçi Bologna’nın genel pahalılığını düşünürsek, burada geleneksel İtalyan akşam yemekleri İstanbulda 2-3 günlük yemeğe denk gelebilir.

Yemek sonrası günü yorgunluğu ile kaybola kaybola otelimizi bulduk ve yattık.

Ertesi sabah hergün öğlene kadar kurulan bit pazarını görmeye gittik. Bana gore oldukça vasattı. Pazarın kurulduğu alan olan 8 Ağustos Meydanıydı  (Piazza 8 Agusto) ancak biz pazardan meydanı anlayamadık. Meydanın hemen kuzeyinde şehrin parklarından Parco della Montaglano bulunuyor. Kış aylarında tahmin edilebileceği gibi kurumuş ağaçlı ve soğuk bir görüntüye sahip.

Park ve Bit pazarı gezisi sonrası şehrin altında bulunan kanalların göründüğü ve bu görüntünü Venedik’e benzemesi nedeniyle Venedik Penceresi denilen kapağa gittik. İnce düşünülmüş bir yer….

Venedik penceresi sonrası yönümüzü kapalı sebze ve et pazarına çevirdik. Tezgahları renkli ve güzel görünen bu pazarda da biraz bakındık ancak birşey almadık.

Kapalı pazar sonrası dışarı çıktığımızda havanın soğuduğunu fark ettik ve başka bir kapalı Alana gitmenin akıllıca olduğuna karar verdik. Belediye Binasına yani Piazza Maggiore’ye doğru yola koyulduk.

Belediye Binasının turistik bir yer olması ve serbestçe gezilmesi oldukça enteresan. Salona giremesek de Belediye Meclisi toplantısının yapıldığı alanda gezmek, bizim gibi kendini çok önemli zanneden insanların ülkesinde hayal edilmesi zor bir olay. Belediye binasını genel olarak gezdikten sonra turistik olan Kırmızı Salon (Sala Rossa) ve Farnese Salonlarını gezdik.


Belediye Binası çıkışı Piazza Maggiore’nin bir diğer turistik atraksiyonu olan fısıltı duvarına denk geldik. Denk geldik çünkü haritada bulması kolay değil. Uzun bir sure çalıştık ancak duvarı çalıştıramadık J Son gün gittiğimizde duvarın köşesine iyice yaklaşarak konuştuğumuzda oldukça başarılı sonuçlar aldık. Bunu öğrenen kızlar fısıltı duvarında dedikodu bile yaptılar.


3. ve son tam günümüz olan Cumartesi sabah kahvaltısı sonrası Tren İstasyonu’na doğru yağmur altında yürümeye başladık. Hedefimizde günübirlik Verona turu vardı. Yaklaşı 1,5 saatlik yolculuk sonrası Verona Porta Nuova Tren İstasyonu’na vardık.

Buradan şehre kalkan otobüslere bindik. Saf ve temiz gençler olarak biletimizi almak istedik ama İtalyan şoför İngilizce bilmiyorum dedi ve suratımıza bakmadı. Otobüs içindeki bilet makinası da 1 bilet sonrası paramızı yutunca ve otobüsteki kimise de yardımcı olmayınca özümüze döndük ve bir daha otobüs parası vermedik.

Otobüsten Verona’nın en meşhur yapısı olan Arena’nın önünde indik ve direkt içeri girdik. Yağmur altında Arenada bir tur attık ve arena zeminine inerek atmosferi soluduk. Etkileyici bir yapı özellikle akustiği. 20 basamak aşağıdaki insanların konuşmaları net bir şekilde duyuluyordu.


Arena çıkışı Guiseppe Mazzini Caddesinden, bir diğer adıyla Alışveriş Caddesinden yürüyerek Elba Meydanı’na (Piazza Elbe) çıktık. Alışveriş Caddesi oldukça güzel ve turistikti, özellikle Ruslar ve Amerikalılar sayıca çoktu. Piazza Elbe’de bir tur attıktan sonra bir cafede birşeyler içip dinlendik. Gün boyunca yağmur hiç durmadığı için epey ıslandık. Özellikle ayakkabılarımızın tipi değişti.

Kahve sonrası aslında sahte olan Juliet’in evine gittik. Piazza Elbe’ye çok yakın. Ciddi bir turist kalabalığı ve gürültüsü vardı. Gerçek olmadığını bildiğin bir yeri inatla görmek ve gördüğünde birçok insanın da  senin gibi geldiğini ve çok eğlendiğini görmek depresif bir durum…

Juliet’in evinden sonra yağmur altında Vecchio Kalesi ve köprüsünü görmeye gittik. (Castelvecchio ve Ponte Scaligero) Kalede fazla gezinmeden bakındık, köprüden yürüyerek karşıya geçtik. Köprü, romantik aydınlatma aplikleri ve kızıl taşları ile güzeldi.
Köprüden karşıya geçmişken antika pazarına ve San Zeno Basilica’sını görelim dedik. Yine yağmur altında yürüyüş sonrası vardığımızda gözü tok İtalyan esnafının pazarı çoktan kapattığını gördük, uzaktan Basilica’ya baktık ve Piazza Elbe’ye geri döndük. Piazza Elbe’de de birşeyler yedik, bedava otobüse bindik ve Bologna’ya geri döndük.

Verona seyahatimizde yağmurun hiç durmamasından ve havanın erken kararmasından dolayı Piedra Köprüsü ve Teatro Romano’yu göremedik. Turistik güzelbir şehir olan Verona’yı belki tekrar görme fırsatımız olursa, daha rahat gezer güzel binalarını inceler ve bu sefer göremediğimiz yerleri de görürüz. Verona kötü anlamda biraz turistik ancak yazın günübirlik gezmek için çok renkli ve iç açıcı bir şehir. Fırsatı olanların görmesi gerekir.

Bologna’ya dönünce ufak tefek alışveriş işlerimizi son dakikada hallettik ve otele gittik. Birşeyler yemek için çıktığımızda şehri tanıyamadık. Üniversite şehri olan Bologna gerçek yüzünü bize Cumartesi akşamı gösterdi. Yolların bir kısmı kapatılmıştı ve yayalar her yerde geziyorlardı. Sokaklar yağmura ve soğuğa rağmen cıvıl cıvıl insan, genel olarak genç doluydu. Biz de klasik bir yemek yemeyelim dedik ve bir şarküteride oturup salam-peynir-şarap menüsü yaptık. Genel olarak tüm yediklerimiz güzeldi. Çıkışta mutlu ayrıldık.


Pazar günü gerçek dünyaya dönmek için İstanbul Uçağına binmek, her tatilin en kötü yanı ….

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder